Uzman Psikolog Irmak Bahar

Uzman Psikolog Irmak Bahar


Bu Topraklarda Kadın Olmak

09 Mart 2021 - 10:07

Dünya üzerinde belki birçok ülkede zorluğu olsa da, Türkiye’de zorluğun seviyesi ve tanımı hakkında belki biraz daha sınırları genişletebiliriz kadın olmanın…

1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı, dört yıl sonrasında da tam anlamıyla siyasal haklara kavuştu. Özellikle ‘Köy Enstitüleri’ ile beraber kadın, siyasal olarak varlığını ortaya koyup güç elde etse de sosyal hayat ve iş yaşamında durumu bu denli açıklaması bir hayli zor…

Savaşçı bir toplum olduğumuzu düşünürsek bu düzende kadın da tıpkı erkekler gibi önemli görevler ve sorumluluklar üstlenmiştir. Ata binmek, kılıç kuşanmak, savaşa hazırlık yapmak gibi...



Kadının tek görevinin dünyaya çocuk getirmek olmadığı açıktır. Dünyaya çocuk getirmenin bir kadının görevi dahilinde olmadığını da izah etmek bir hayli zor bu topraklarda. Kadın herhangi sebepten ötürü dünyaya getirmediği veya getiremediği çocuk için ya görevini yapmamış sayılıyor ya da eksik!

Dünya ülkelerinde ve ülkemizde kadın olmanın tek kriteri ‘doğurgan’ olması mıdır? Koşul dünyaya çocuk getirmesi midir?

Günümüzde dahi filmlere, dizilere konu olan bu durum ne yazık ki kadın olmanın zorunluluğu olarak algılanmakta, olmadığı durumda ise sorunlu (!) kişi kadın olmakta, çaresi yoksa, yeni eş gelmekte ve erkek hayatına devam etmekte. Öyle ki, uzun yıllar doğan bebeğin cinsiyetinin bile kadından kaynaklı olduğunu, buna sebep olduğunu düşünenlerin aldığı yanlış kararlardan ötürü kaç hayat, kaç can son buldu…v

Yapılan evliliklerde, bireylere ısrarla ‘Çocuk ne zaman?’, ’E hadi artık yapmıyor musunuz?’ gibi sorularla psikolojik baskı yapılmakta, dünyaya getirilmiş bir çocuk varsa da ‘Kardeş ne zaman?’ soruları ile baskılara devam edilmekte.

Baskı bununla da son bulmadığı gibi, doğan çocuğun üstünde tahakküm kuran birçok insanla da mücadele etmek zorunda kalmakta kadın. ‘O çocuk öyle emzirilmez’, ’Üşüyor bu çocuk.’, ’Terliyor bu çocuk’, ’Aç bu çocuk’, ’Tok bu çocuk’, ’Gazı var çocuğun’... Liste uzar ve gider… Bunu en iyi anne olan kadınlar bilir.

Bugün toplumu oluşturan büyük kesime baktığımızda ‘İslam erkeklere 4 kadına kadar izin veriyor.’ diyerek birden fazla birliktelik kuruyor, resmi olmasa da dini nikahla bunu hafifletiyor ve bu durumdan dolayı birçok kişi mağdur oluyor. Aslına bakılırsa erkeğin hayatta yaşamak istediği zevklerden dolayı toplumun yapı taşları yerinden oynuyor.

Evliliklerde, ilk vefat eden kişi kandınsa eğer, erkek yeniden evlenmekte sıkıntı yaşamıyor, toplum tarafından ayıplanmıyor ve yadırganmıyor. Tam tersi olduğundaysa kadın yaftalanıyor, toplum tarafından büyük ölçüde kabul görmüyor ve bedel ödüyor.

Kadın boşanıp birden fazla evlendiğinde ‘Evlenmiş, çocuklu’ ya da ‘dul’ oluyor. Erkek ise, ‘bekar’...

Çok uzağa gitmeden örneklendirirsek;
Erkek gece saatlerinde dışarıda gezebilir, kimseye hesap vermez, arkadaşlarıyla eğlenebilir ve bunun için de başına bir kadın tarafından bir şey gelmez. Eşi, annesi ya da kardeşi aradığında ise, ‘Uzatma yaaaaa, gelmeyeceğim eve ne var’ olur…

Kadın 10 dakika üst komşusuna çıkamaz, iş çıkışı arkadaşları ile kahve içemez, gece eğlenceye gidemez. Sorumluluk olarak kadına atılı olan ayı evi paylaşmaktan dolayı erkeğin de evde yapması gereken tüm işleri “kadın yapmadı” olur. En hafifi şiddet görür, görmezden gelemediğimiz ama sıkça maruz kaldığımız ‘Kadın Cinayeti’ne konu olur. Ya eşi ya babası yahut kardeşi ve hatta oğlu tarafından…
Belki de hiç tanımadığı, yüzünü bile görecek fırsatı yaratamadığı katili tarafından…
Adaleti sağlamak için ise, sosyal medyadan sadece adı-soyadı değiştirilerek, hakkı aranılan kadın olarak, anılır…

Erkek ve kadın arasındaki ilişkiyi bölgeye ayırmak ve yöreselleştirip yorumlamak doğru değil. Dünyanın neresinde olursa olsun, doğuda ve batıda erkek yine erkek, kadınsa kadındır.

Kadınlar yalnıza sosyal hayatlarında sorun yaşamakla kalmayıp, çalışma hayatında da birçok mobbinge maruz kalmaktadır. Çalışma hayatında sırf kadın olduğu için önyargılı davranan iş arkadaşları, kadın olduğu için pozisyona yakıştırmadıkları mesai arkadaşları ve yine kadın olduğu için ‘elinin hamuruyla karışma erkek işine’ söylemleri...

Kadının mücadelesi sadece işte, sokakta, evde değil…

Kadınlar okur ve eğitime katılırsa hayata katılır. Okumuş bir kadın, bilinçli erkek ve kız çocuğu yetiştirir. Döngüyü anne kırabilir.

Unutmayalım ki; Türk toplumu ve kadını tarih boyunca çok zor dönemlerden geçmiştir. Bu zorluğu ve karşılığında gösterilen mücadeleyi Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK şöyle özetlemiştir: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar gayret gösterdim.’ diyemez.’’

Kadınlar isterse yapar…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun…

Sevgilerimle.

YORUMLAR

  • 0 Yorum